TEDxHacettepeUniversity etkinliği “Labirent” temasıyla 19 Haziran 2021 tarihinde YoutubeLive aracılığıyla izleyicilerle buluştu. Etkinlik kapsamında konuşmacımız Girişimci ve Sosyal Hizmet Uzmanı Ufuk Coşkun ile olan sohbetimizi sizler için derledik. Keyifli okumalar!

 

İlk sorumuzla başlamak istiyorum. Başarılı bir girişimci olduğunuzu görüyor, çalışmalarınızı takip ediyoruz. Peki bu girişimcilik ruhunun kaynağı nedir? İlk girişimcilik anınız neydi? Bu ilginiz ne kadar eskiye dayanıyor?

 

Babam önceden esnaf olduğu için ben de 5-6 yaşında dükkâna gitmeye başladım, demir ustasıydı. Dolayısıyla böyle bir ortamın içinde büyüdüm. Tam girişimcilik değil belki ama atölye ortamında çok bulundum, orada çalışma disiplinini gördüm. Usta var, kalfa var, çıraklar var; onu gördüm. 5-6 yaşında başlayan bir çalışma macerası oldu, çalışma disipliniyle gelen bir macera oldu ama ilk ciddi girişimim lise birinci sınıftayken oldu. Küçük yaştan beri iş ortamlarında bulunmam da bana; çalışma disiplini, çalışan psikolojisi, müşterinin kıymetini bilme, kaliteli iş çıkarma, verilen görevi yapma becerisi ve inancı gibi yetenekler kazandırdı.

 

Cevabınız için çok teşekkürler Ufuk Bey. O zamanlardan başarılı bir girişimci olacağınızın sinyallerini vermişsiniz. Bir diğer sorumuz, iş hayatınızdaki başarınız düşünüldüğünde, günlük hayatınızda yaptığınız ve bunun da etkisi oluyor dediğiniz rutinleriniz var mıdır?

 

Rutinlerim var. Rutinleri olmayan iş insanı da yoktur zaten. Bir defa, başarılı bir iş insanı olmak için düzenli bir insan olmanız gerekiyor. Eğer evliyseniz, düzenli bir evlilik yapmanız gerekiyor. Çevrenize baktığınızda iyi iş adamlarının düzenli bir aile yaşantısı sürdüğünü gözlemleyebilir, eşiyle ve çocuklarıyla olan ilişkilerinde ve sosyal hayatında bir denge kurmuş olduğunu görebilirsiniz. Ciddi iş adamlarından bahsediyorum tabii ki. Benim de birinci rutinim bu, çok dikkatli davranırım.

Bunun yanı sıra spor yapmak gibi çok önemli bir rutin oluşturmak, kitap okumak gibi bir alışkanlık edinmek ve tabii ki çalışma disiplini olması gerekiyor. En önemli şeylerden biri de bu. Çalışma disiplinini sağlarsanız başarılı oluyorsunuz. Düzenli çalışan bir insanın başarısız olması gibi bir durum söz konusu değil. Konuşmamda da bahsedeceğim on bin saat programı var, bir işi on bin saat tekrarlarsanız başarılı oluyorsunuz. Bu, Malcolm Gladwell’ in ortaya attığı bir şey. Bir işi on bin saat disiplinli bir şekilde yaptığınız zaman başarısız olmanız mümkün değildir.

 

Röportajımızı okuyan ve ileride iş insanı olmak isteyen kişilere çok güzel ipuçları verdiniz, çok teşekkür ediyoruz. Bir diğer sorumuz da şöyle; iş hayatında çıkan fırtınalarda sizi devirebilecek rüzgarları arkanıza alıp yolunuzda daha güçlü ilerlediğinizi görüyoruz. Fırtınasız bir deniz mümkün mü yoksa girişimciyi girişimci yapan dalgalı denizlerle boğuşmak mı?

 

Şu sıralar bir video akımı var, videoda da “Bizi güçlendirir.” diyor. Bu doğru. Mukavemete, dirence karşı yüzmek insanı güçlendiriyor. Demir dövüldüğü zaman çelik oluyor. Karbonu sıkıştırdığınız zaman pırlanta oluyor. Bu çok doğru. Fırtınasız deniz diye bir şey yok. İş dünyasında Türkiye gibi gelişen ve gelişmekte olan, yarını çok fazla ön görülemeyen ülkelerde fırtınasız yol almak çok zor. Örneğin, iş adamlarımız Avrupa’da, Amerika’da olsalar çok başarılı olacaklarına inanıyorum. Çünkü biz çok fazla kriz gördük, deneyimliyiz. Ben şimdi 54 yaşındayım, hayatım hep krizle geçti. Ülkemizde birçok alanda sürekli kriz oluyor. Ancak günümüzde Avrupa’da, Amerika’da stabil bir yaşantı var. İnsanlar neyi nasıl alacaklarını biliyorlar, öngörüyorlar ve ona göre plan yapıyorlar. Ancak biz, geleceğe dair plan yaparken risklerin çok fazla olacağını öngörüyoruz. Öngördüğümüz için de başarılı oluyoruz. Öngöremeyenler de ne yazık ki, yeterli hazırlıkları yapamadıklarından başarısız oluyorlar.

Yine birçok noktaya değindiğiniz çok yönlü güzel bir cevap oldu, teşekkür ediyoruz. Diğer sorumuz şöyle; girişimcilik demek bazı noktalarda risk de demek. Başarısız olduğunuz bir proje oldu mu, olduysa bu durumdan nasıl ders çıkarıp yolunuza devam ettiniz?

 

Tabii ki ben başarısız olmadım demek yanlış olur. Önemli olan başarısız olmak değil, denemek. Denediğiniz zaman başarısız da olabilirsiniz, başarılı da olabilirsiniz. Başarısız olduğunuz zaman önemli olan ondan ders çıkarıp yola devam etmektir. Fakat nasıl ders alacaksınız, o önemli. Kalıplaşmış bir söz vardır: “Geçmiş hatalarınızdan ders alın.” Ama nasıl alacaksınız? Burada çözüm odaklı yaklaşım denilen bir yaklaşım var. Einstein’ın da söylediği gibi, “Aynı şeyleri yapıp farklı bir sonuç beklemek aptallıktır.” O zaman davranış şeklini değiştirmek gereklidir. Örneğin, sizinle olan bir ilişkimde eğer ters giden bir şey varsa öncelikle benim kendi davranışımı değiştirmem gerekiyor. Karşımdaki insanların davranışlarıyla oynayamam, onlara etki edemem. Değişime önce kendimden başlamam gerekiyor. Bizdeki, iş adamlarındaki en büyük yanılgı o. Başarısızlığı bir şeye bağlıyoruz: kur arttı, savaş çıktı, pandemi çıktı gibi. Oysa, bizim bunlara yapabileceğimiz bir şey yok.

Peki ne yapmamız gerekiyor? Bizim gelecek risklerden az etkilenmemiz için öncelikle kendimizi kontrol etmemiz gerekiyor. Dolayısıyla bizim bunlara karşı olan bakış açımızı, davranışlarımızı değiştirebilmemiz gerekiyor. Geçmişteki hatalardan alınması gereken dersleri çıkartarak doğruya gidersiniz. Örneğin, iş adamları için en büyük sıkıntılardan biri pazar kayıplarıdır. Biz eğer pazar kayıplarının nerede, nasıl, hangi faktörlerde olduğunu öngörürsek o zaman bu davranışlarımızı değiştirebiliriz. Yani bu da bir yerde zaman yönetimine giren bir şeydir, önemli işlere öncelik tanımak gibi düşünebilirsiniz.

 

 

Bu etkileyici ve önerilerle dolu cevabınız için çok teşekkür ediyoruz. Bir diğer ve çok merak ettiğimiz sorulardan biri; alanınızda büyük adımlar atmış, önemli buluşlar gerçekleştirmiş biriyle sohbet etme/tartışma şansınız olsa bu kim olurdu?

 

Tabii Atatürk ile büyüyen her Türk genci ve çocuğu gibi, Atatürk ile sohbet etmek isterdim. Bütün Türk çocuklarının kalbinde vardır o, öyle ki ilkokulda rüyalarımızda girerdi. Atatürk’ün yaşamış olduğu sıkıntıları, başarı örneklerini, bize yol göstericiliğini, sorunları karşısında nasıl dirençli kaldığını, meydan okumasını; bütün bunları öğrenmek için, yaşamak için onunla tanışmak isterdim.

Yakın dönemden konuşacak olursam, ben Bülent Eczacıbaşı’nı çok takdir ederim. Bülent Bey ile görüşmek, konuşmak isterim. Cem Boyner ile konuşmak isterim, o da çok takdir ettiğim bir iş insanıdır. Rahmi Koç ile konuşmak isterim, o da çok beğendiğim iş adamlarındandır. Jeff Bezos, Elon Musk gibi iş adamlarının yerine bizim kendi değerlerimizle beraber olmanın daha önemli olduğunu düşünüyorum. Ünlü olması da şart değil. Herkesin bir başarı hikayesi var. Ayvalık’a geldim, insanları gözlemliyorum. Çok küçük, isimsiz kahramanlar, kendi kendine başaran insanlar var. Onlarla sohbet etmek de verimli oluyor.

 

Teşekkür ediyoruz cevabınız için. TEDx etkinliğinde sizlerin ağırlama şansını yakaladığımız için çok mutluyuz.  TEDx’in “ilham veren fikirler” motivasyonu için ne düşünüyorsunuz?

 

TEDx’in ülkemizdeki durumuna değinmek istiyorum. Türkiye’de insanlar TEDx’te konuşanlar ve konuşmanyalar olarak ikiye ayrılıyor artık. Afişlerinin altında TEDx konuşmacısı gibi bir sıfatı kullanmaları, insanlara farklı bir etiket katıyor. İnsanlar bu işi biraz dejenere etti. TEDx’te gerçekten iyi konuşmacılar da var. Ben dinliyorum ve izliyorum. Gerçekten konuştuklarıyla ilham veren insanlar da var, laf olsun torba dolsun diye konuşanlar da. Mesela Şerif Mardin’in konuşması, Oytun Hoca’nın konuşması, Sinan Bey’in konuşması ve ismini hatırlayamadığım birkaç etkileyici konuşma daha var. Uğur Batı Hoca’nın konuşması da çok hoşuma giden ve bana ilham veren konuşmalar arasında. Bu açıdan baktığımız zaman fikirleri beni çok etkiliyor.

TEDx’te yer alan konuşmacıları dinlemek, bunlar üzerine yazılan kitapları okumak da çok önemli fakat asıl önemli olan ana fikri almaktır. Örneğin bir kelimeyi alırsınız, oradan yürürsünüz. Benim 35 yıllık profesyonel iş hayatım ve ondan önceki hayatım da dahil olmak üzere aşağı yukarı 45 yıllık bir çalışma hayatım var. Dolayısıyla olaylara bakarken önce bir iş insanı gözüyle bakıyorum artık. Yani sizin yapmış olduğunuz konuşmanın, bakkalın yapmış olduğu konuşmanın, siyasi birinin yaptığı konuşmanın hepsinde işle ilgili bir mantık geliştirmeye başlıyorum. TEDx konuşmalarını dinlerken de oradaki fikirleri kendi şirketimizde, “SITEPLUS” organizasyonunda nasıl kullanırım diye düşünüyorum. Kişisel olarak TEDx konuşmalarından etkilendiğimi ve faydalandığımı söyleyebilirim.

 

Düşüncelerinizi ve yaklaşımlarınızı bizimle paylaştığınız için teşekkür ediyoruz. Bir diğer sorumuz şöyle; hayatın zorluklarını ve önümüze çıkan engelleri vurguladığımız TEDxHacettepeUniversity 2021’in teması olan labirent, sizin hayatınızda ne ifade ediyor?

 

Labirent benim hayatımda karmaşıklık ifade ediyor. Ben aslında labirentlerin içinde olmaktan hoşlanan bir insan değilim, öznel olarak bakacak olursak. Mesela XIV. Louis, Versailles’da, Versailles Sarayı’nın bahçelerine bitkilerden labirentler yaptırmış. İlk labirent deneyimim orada olmuştu, o yüksek duvarlar beni daraltmıştı. İyi ki üzeri açıktı ki yukarı bakınca rahatlıyordunuz.

Labirenti soyut olarak düşünecek olursak, üzerinin kapalı olması, sınırlarının belirli olması da önemli. Felsefi olarak değerlendirecek olursak da, labirenti, merkezine kendimi koyarak kıvrımlı, dolambaçlı, dikenli yolları çıkarken o güçlüklerin vermiş olduğu karşı koyuşlar, dirençler sayesinde daha da güçlenerek çıkışa, özgürlüğe doğru giden bir yol olarak görüyorum. Böyle bakıyorum, ancak kişisel olarak labirentin içinde fazla kalmayı ve onun içinde kaybolmayı istemiyorum, bir an önce çıkışa ulaşmak istiyorum. Amaçsız, ruhsuz, coşkusuz bir şekilde dolaşmak istemem. Sonuçta labirentten nasıl çıkacağımı planlarım.

Konuşmamda da bu olacak: “Nasıl?” sorusu. Bu, çok önemli bir soru. “Nasıl?” sorusundan sonra planımı yaparım ve onu uygulamaya başlarım. Baktım, o uyguladığım plan çıkışa gitmiyorsa o zaman bir hatam vardır, onu hemen değiştiririm. Hatanın üzerine gitmem, bazı insanlarda o vardır; illa benim dediğim olacak diyen vardır. Örneğin, ben şirkette çok demokratik davranırım. Muhasebe şefimiz, genel müdürümüz bir şey söyler; ben patronum demem, ego yapmam. Akıl akıldan üstündür, herkesin spesifik olarak bildiği bir konu vardır. Sadece ben biliyorum demek aptallıkla eş orantılı olur. Dolayısıyla labirentlerden bir an önce ekipçe çıkmak, kurtulmak önemli.

Türkiye gibi gündemi çok değişen ülkelerde, eşinizle, çocuklarınızla, komşularınızla yaşarken dahi, her zaman bir labirent vardır. Buralarda da bir labirentin içerisindeyim ben, o labirentleri çözmem gerekiyor. Labirentleri çözemezsem eğer, labirentin içinde boğulup hem kendime hem karşı tarafa zarar vermeye başlayacağım, özellikle kendime zarar vermiş olacağım. Burada “ben” odaklı bakmam gerekiyor, kendi kişiliğimi korumam gerekiyor. O zaman ne yapmam, nasıl davranmam gerekiyorsa onu yapıp labirentten çıkmam gerekiyor. Bu illa fiziksel labirentte dolanmak demek değildir. Bu labirent aslında kriz yönetimidir ve bu kriz yönetimini de aşmak gerekiyor. Kriz yönetimini aşarken insanlar genellikle bencil oluyor, egoları yüksek oluyor. Annemin söylediği bir laf vardır çok beğenirim, “El öpmeyle ağız aşınmaz.” der. Sizlere de öneriyorum: el öpün çocuklar, efendim demeyle, kibar olmayla, saygılı olmayla değer kaybetmezsiniz, değer kazanırsınız. Onun için el öpmeyle ağız aşınmaz diye düşünüyorum ben. Özür dilemeyi bilmek gerekiyor, kusura bakma demeyi bilmek gerekiyor. Labirentten çıkış yollarında mütevazilik, kibarlık en önemli şeylerdir.

 

“Labirentin içerisindeyken bir an önce çıkışa varmak isterim, bir plan yapar ve çıkışa ulaşırım” demeniz  dahi başarılı bir girişimci olmanızdan kaynaklanıyor diye düşünüyoruz, girişimcilik de güncel bir soruna yönelip onu çözmek ve sonrasında yeni bir soruna odaklanmakla oluyor. Özellikle biz gençler için, kesinlikle çok değerli bir cevap oldu söyledikleriniz. Peki, okuyucularımıza da konuşmanıza dair birkaç ipucu verebilir misiniz?

 

Aslında bu sorunun cevabı, verdiğim diğer cevapların arasında gizli. Ben NLP adı altında sinirdilbilim hakkında bir eğitime katılmıştım. Bu eğitimde hoca, İngilizcenin çok kolay öğrenilebileceğini söylemişti. “Size şimdi bir kelime öğreteceğim, bu kelimeyi söyleyeceğim ve bunu unutmayacaksınız.” demişti. Hakikaten çok doğru, 20 yıl oldu aşağı yukarı. O zamanlar uzay mekiği “Challenger” uzaya çıkmıştı, ben o zamanlar “Challenger” kelimesinin Türkçe anlamını bilmiyordum. “Challenger” kelimesini uzay mekiğiyle anlatarak konuyu Atatürk’ün meydan okumasına kadar getirmişti. Dolayısıyla benim konuşmamda bahsedeceğim önemli noktalardan birisi de, meydan okuyabilmektir.

Meydan okuyun, kendinize meydan okuyun öncelikle. Ben bunu yapacağım, şunu yapacağım deyin. Ya da, etrafınıza meydan okuyun. Mesela şunu diyebilirsiniz, “Ben İngilizce İktisat Bölümü’nün okul birincisi olacağım.” Okul birincisi olmasanız da ilk 10’a girersiniz. Bir hedef koyun, meydan okuyun kendinize. Meydan okuduğunuz zaman, hayal kurmaya başlıyorsunuz. Hayalle beraber, beyniniz sizi yönlendiriyor.

 

Sohbetimizin ardından konuşmacımızı sahnede görme isteğiyle dolup taştık! Konuşmacılarımızın TEDx Sahnesindeki konuşmalarını TEDx YouTube sayfasında bulabilrisiniz.

Çılgın fikirleri herkesle paylaşın!