TEDxHacettepeUniversity etkinliği “Labirent” temasıyla 19 Haziran 2021 tarihinde YoutubeLive aracılığıyla izleyicilerle buluşuyor.
Etkinlik kapsamında konuşmacımız iWorkBetter Genel Müdürü ve Pozitif Psikoloji Uygulayıcısı Başak Kişisel ile olan sohbetimizi sizler için derledik! Biz bu sohbetten çok keyif aldık, umarım sizler de okurken aynı hisleri bizlerle paylaşırsınız. Keyifli okumalar!

Kariyer yolculuğunuza göz attığımızda, İktisat bölümünde lisans derecesinin ardından psikoloji bilimine yöneldiğinizi görebiliyoruz. Size psikoloji bilimini hayatınıza işleme fikrini ne sağladı?
İktisat bölümünü bitirdikten sonra o dönemki bütün İktisat ve İşletme mezunları gibi ben de bankacı oldum ve çok kısa sürede yönetici pozisyonuna ulaştım. Bu süreçte, bu dünyada hangi iş yapılırsa yapılsın ucunun daima önce insanın kendisine sonra başka insanlara dokunduğunu gördüm. Özellikle liderlik pozisyonlarında bunun önemi artıyor ve liderlik kariyerim boyunca insanların; senin ne kadar teknik bilginin olduğuna, iktisat kuramı bildiğine değil bunlarla olan ilişkine önem verdiğini gözlemledim. Bu yüzden hayatta daha başarılı olabilmek, birlikte çalıştığım insanları daha mutlu edebilmek ve her şeyden önce kendimi daha iyi tanıyabilmek adına psikoloji bilimini tercih ettim. Ayrıca, ben bu noktalar üzerine düşünürken dünyada ilk defa Ekonomi Nobel Ödülü bir psikoloğa, Daniel Kahneman’a (Hızlı ve Yavaş Düşünme adlı kitabın yazarı) verildi. Bence bu da beni destekleyen bir bulgu.

“Davranışsal İktisat” çok ilginç bir alan ve sizin cevabınızdan da aslında İktisat alanının ne kadar çok psikoloji alanına çekilebilir olduğunu bir kez daha anlıyoruz.
Kesinlikle! Adam Smith bir “görünmez elin” (invisable hand) ve piyasa mekanizmasının var olduğunu söyler ve bunun işlemesi için bir koşul olduğunu ve bunun “ratioanal behaviour” -rasyonel davranış- olduğunu belirtir. Yani insan zihni rasyoneldir ve iki ürün varsa bunların fayda, kalite, maliyet vs. kıyaslamalarını yapar ve ondan sonra bir ürünü satın alır. Ancak Daniel Kahneman ile beynimizdeki bilişsel yanılgıların çok fazla olduğunu gördük. Örneğin, iki kahve fincanı arasından bu elimdeki kahve fincanını alıyorsam bunun nedeni elimde tuttuğum fincanın daha kaliteli ve ucuz olması değil, bir arkadaşımın elinde bu kahve fincanını daha önce görmüş olmamdır. Zaten günümüzdeki pazarlama yönteminin, sizin de gördüğünüz üzere konuştuğumuz ürünün, arkadaşımızın aldığı ürünün karşımıza çıkması şeklinde olması bunu kanıtlar niteliktedir. Aslında tüm bunlar Neoklasik İktisat’ın temellerini de sarstı çünkü rasyonel bir insan davranışının olmamasıyla birlikte bu varsayım baz alınarak bir ekonomik sistem kurulamıyor.

Gelişim, bireysel değişim, özgüven, zaman yönetimi gibi insan hayatının en önemli konuları hakkında uzman bir isimsiniz. Kendinizi bu konularda geliştirirken sizi en çok etkileyen kitaplar nelerdi? Hayat mottonuzu bir söz halinde bize kısaca aktarabilir misiniz?
Şu anda hayat mottom “Mutluluk öğrenilen bir beceridir.” Açıkçası hayat mottom da sürekli değişiyor. Aslında az önce anlattıklarımda değişimin ne kadar doğal olduğunu ve sıkı sıkıya bağlı kaldığımız her şeyin günün sonunda değiştiğini görüyoruz. “Future Me” adlı online mektup platformu var ve bu platform üzerinden gelecekteki kendinize mektup gönderiyorsunuz. Ben bunu birkaç kez yaptım ve hiç beklemediğiniz bir anda hazırladığınız mektup size geliyor. İki-üç yıl sonrasına mektubu hazırlarkenki düşüncelerinizi yazıp gönderebilirsiniz ve gerçekten de çok şaşıracaksınız. Çünkü yaşarken değişimi çok hissedemiyorsunuz, değer yargılarınız, düşünceleriniz iki-üç yıl öncekilerle aynıymış, hiç değişmemişler gibi geliyor. Bu takip edilmesi çok güç bir şey hatta insan beynin bile bunu takip ederken önceki hafızalarını biraz yapılandırdığını düşünüyorum.
Sorunun bir diğer kısmına cevap olarak hayatımı değiştirmemi sağlayan kitabın Carol Dweck’in “Growth Mindset” adlı kitabı olduğunu söyleyebilirim. Dahası pozitif psikolojiye de ilk olarak Carol Dweck ile tanıştıktan sonra merak saldım. Kitapta uzun süredir becerilerimizin, kabiliyetlerimizin ve hatta zekamızın değişmez ve mutlak olduğuna inandığımızı ve bizi buna bilimin, araştırmaların eğitimin sisteminin inandırdığını anlatıyor. Biz üniversiteden mezun oluruz, bir işe gireriz, orada yavaş yavaş yükseliriz ve sonra da emekli oluruz diye düşünüyorduk, böyle bir hayat haritasını benimsemiştik. Oysa Carol Dweck zekamızın, yeteneklerimizin ve becerilerimizin değişip geliştiğini söyler. Burada iki farklı düşünce yapısı ortaya çıkıyor. Bunlardan biri “sabit” diğeri ise “değişebileceğini kabul eden” düşünce yapısıdır.
Ben okuduğu üniversiteleri derecelerle bitirmiş, herkesin notlarıma çalışarak sınıfı geçtiği, eğitim hayatında daima başarılı olan bir öğrenciydim. Hayatımda kendime verdiğim değeri hep koşullara bağladığımı fark ettim. Örneğin, okul dönemleri için bu koşul iyi notlar alırsan iyisin, kötü notlar alırsan kötüsün şeklindeydi. Sonrasında ise terfi alırsan iyisin, önemlisin, değerlisin, akıllısın gibiydi. Benim tüm bunları kırmam, aşmam Carol Dweck ile birlikte oldu. Carol Dweck bana bambaşka bir ufuk açtı. Bunları okuyup farkına vardıktan sonra hayatıma o tür şeyleri katmaya çalışıyorum. Ve bence tüm bu yazarlardan öğrendiğim önemli bir noktada şu; bizler o labirentleri inşa ederken bir de kendimize içinde ailemizin, arkadaşlarımızın bulunduğu sosyal bir çevre inşa ediyoruz. Aslında bizim çok iyi anlaştığımız bize yakın olan insanlar, bizim gibi insanlar. Ama bu bahsettiğim alanlarda hayata katkı sağlamış insanlar birçok farklı kişinin hikayesini dinliyor. Çünkü biz, sadece bizler gibi insanlarla arkadaş olur ve birbirini pohpohlayan bir mekanizmayla hayatlarımıza devam edersek bu da gelişimimizi çok kısıtlar.
Bu konuşmamda üzerinde durmadım fakat hayatımda çok üzerinde durduğum bir nokta var ve bu nokta hepimizin sosyal varlıklar olması ve birbirimizden çok etkileniyor olmamız. O yüzden hayatıma hep farklı görüşlerden, farklı demografik gruplardan gelen, LGBTİ+ bireyleri, dindar insanları hayatıma katmamın beni ne kadar zenginleştirdiğini gördüm. Çünkü bugüne kadar kapalı olduğum kafa yapılarına daha hızlı uyum sağlayabildiğimi, daha çabuk kendimi açtığımı ve daha az yargıladığımı gördüm. Özellikle sonuncusu çok önemli çünkü günün sonunda kafamızdaki labirentlerle hem kendimizi hem de insanları ve çevremizi yargılıyoruz ve ne kadar çok farklılık, çeşitlilik varsa yargılama da o kadar azalıyor. Bu okuduğum kitaplar bu yüzden çok önemli, bana bu bakış açısını kazandırdılar.

Bir değişim danışmanı olarak sizin hayatınızda dönüm noktası olarak nitelendirebildiğiniz değişimler oldu mu?
Tabii ki oldu. Daha önce de anlattığım gibi 17 yıl boyunca özel bir bankanın yöneticisiydim. Benim için kariyerimin yukarı doğru ilerlediği, başarılı bir yönetici olduğum çok konforlu bir alandı fakat bir anda hepsinden vazgeçtim. Bunu yapma nedenim maalesef Türkiye’de kurumsal bir yerin ve buradaki liderlik, yöneticilik pozisyonlarının değerlerinin çalışanın değerlerinden büyük olmasıydı. Bunun dışında ise sanki kendimi daha çok geliştirmeme gerek olmadığı çünkü her şeyin çok iyi gittiği ve herkesin bana saygı ve sevgi duyduğu, elbette ki böyle bir insan değilim sadece olayı basite indirgemek için söylüyorum, bir ortam oluşmuştu. Yani bu durum, benim gelişim alanlarımı o kadar çok kısıtlıyordu ki, günün sonunda ne gerçekten o kariyer umurumda oldu ne de elde edeceğim kazanç umurumda oldu ve başka bir yol tercih ettim. Hayatımdaki en büyük değişimin bu olduğunu düşünüyorum. Tekrar okumaya başlamam ve bunun psikoloji alanı olması da benim için çok önemli bir değişimdi. Çünkü bunu 35 yaşımda yaptım ve 14 yıldır bilfiil öğrenciyim. Aldığınız hiçbir diplomanın son kullanma tarihi yok. Az önce bahsettiğim gibi ekonomi bitirdim ve sonra birisi kalkıp dedi ki insan kararı rasyonel değildir. Okumanın, öğrenmenin, kendini sürekli geliştirmenin yani o yaşam boyu öğrenmenin tadını aldım ve ömrümün sonuna kadar öğrenci olmaktan hiçbir şekilde gocunmam. Yani evet, sınıfın en yaşlısı olmak bazen kırıcı olabiliyordu ama yapabildiğimi gördüm. Özetle tekrar okumaya başlamakta benim için önemli bir dönüm noktasıydı.

Alanınızda büyük adımlar atmış,önemli buluşlar gerçekleştirmiş biriyle sohbet etme/tartışma şansınız olsa bu kim olurdu?
Kesinlikle Jung olurdu. Jung’u çok merak ediyorum, çok ilginç bir hayat hikayesi var. Yıllarca Jung’u görmezden geldim çünkü Jung’un yolları para psikolojiyle de kesişir ve ben röportajda daha önce anlattığım o rasyonel beyin eğitiminden çıkmış bir insanım. Yani Descartes’ın dualizmi gibi zihni ve bedeni tamamen ayıran, bilimsel olanla olmayan arasına çok ciddi sınırlar çeken bir insandım. Dört yıl önce bana meditasyon deseydiniz, dalga geçer ve “zaten hayatın kendisi bir meditasyon değil mi dostum?” derdim. Ama yaptıkça beynin bir kas olduğunu ve dikkatinizi o anda tutmanın çok büyük bir efor gerektirdiğini ve bunu yapan insanların hayatlarında çok mutlu olduklarını gördüm. Kısacası, bunlara hep sırtımı dönmüştüm ama şu an bu kafamla tekrar Jung okuyorum ve inanılmaz derinlikte birisi olduğunu düşünüyorum. Bilinçaltıyla ilgili çok ilginç şeyler söylüyor ve bazılarını tam anlayamıyorum o yüzden ona sormak istediğim sorular var. Bu nedenle kesin Jung ile konuşurdum. Aslında Jung’ın yanına gitmişken onunla yolu kesişmiş ve 15 yıl birlikte çalıştığı bir diğer önemli isim olan Freud’la da konuşmayı isterdim.

Girişimci yönünüzü nasıl keşfettiniz? Bu alanda sizi en çok zorlayan nokta ne oldu ve bununla nasıl başa çıktınız?
Girişimci yönümü çok küçükken keşfettim. Sokakta giyilmemiş eşyalar vs. satardık, pazar kurardık. Satmadığım şey kalmamıştı, neredeyse evi satacaktım. Nakit para kazanmayı yani satış yaptığın anda nakit para gelmesi olayını çok seviyorum. Bu şekilde işleyen bir girişimimiz var, ürünü satıyorsunuz ve nakit para alıyorsunuz, tahsilat peşinde koşuyorsunuz. Bunlar beni çok mutlu ediyor. Paranın ne kadar olduğunun bir önemi de kalmıyor. Örneğin; 1.000 TL’lik bir şey satıyorum ve maliyeti 300 TL, pazarlık ile bunu 500 TL’ye satarım. Birlikte çalıştığım arkadaşım bunu yapmaz ama ben yaparım, çünkü ben o sıcak parayı alıp hemen cebime koymak isterim. O yüzden zaten içimde bir girişimcilik varmış. En zor tarafı risklerin çok daha fazla olması. Her sabah uyandığında piyasada bir şey değişmiş olabiliyor, o gün bir ödemeniz olabiliyor. Kurumsal bir yerde çalışırken ne olursa olsun işten atılmadıkça ayın birinde maaşın yatıyor ama girişimcilik hayatı pek öyle değil. Fakat, tabii ki çok güzel ortaklarım, ekip arkadaşlarım var ve onların hepsi beni sakinleştirip bana bir şeyler öğrettiler. Şu an gayet iyi hissediyorum.

TEDx’in “ilham veren fikirler” motivasyonu için ne düşünüyorsunuz?
Jill Bold Tyler’ın bir TEDx konuşması var. Lütfen bu konuşmayı benim için dinleyin hatta meditatif bir ortamda dinlemenizi öneririm. Işığı kısarak ve mumlar yakarak. Belki de bu konuşmayı yirmi kez dinledim ve her seferinde ağlıyorum. Gerçekten de doğru sunulmuş bir fikrin insanın hayatını nasıl etkileyebildiğini düşündüm. Yani nasıl insanın içinde bir adım atma hissi canlandırdığını, konuşma bitince hayatında bir adım daha atma isteğini nasıl yeşerttiğini ve bunun çok etkileyici olduğunu düşündüm. Kendi hayatımı düşündüğümde, günün sonunda aklımda kitapların vs. değil de güvendiğim insanların söylediği sözlerin kaldığını görüyorum. Mesela bunun tam tersi bir örnek vereyim. Birlikte çalıştığım bir arkadaşıma bir gün tutumun her zaman önden gelmediğini bazen davranışın önden geldiğini ve tutumun davranışı takip ettiğini, sonradan geliştiğini söyledim. Örneğin, evde spor yapmaya başlamak için konuşuyoruz ve yeterince motive değilim tarzı cümleler kuruyoruz. Aslında motive olmayı beklememeliyiz. Spor salonuna iki-üç kez belki de zorla gitmek lazım ve bunun sonucunda sonradan tutum gelir. Genelde hep bunun tersini öğreniriz, önce tutum sonra davranış olarak ama davranışın önce, tutumun sonra geldiği vakalar çok fazladır. Örneğe geri dönecek olursak, bir süre sonra bu çalışma arkadaşım, “Bana böyle bir şey söylemiştin ve birçok konuda bu sözünü hatırladım ve kullandım.” dedi. İşte güvendiğin bir kaynaktan birinin sana söylediği bir şey bir süre sonra senin iç sesin haline geliyor ve içindeki toksik iç sesler böyle yeni bir iç sesle nötrleniyor. Bu anlamda da TEDx konuşmalarının belki bütünü kalmıyor aklımızda ama aldığımız o bir kelimenin, cümlenin dünya değiştirici bir etkisi var. Zaten dünyayı değiştirmekte bu değil mi? Dünya dediğimiz 70 milyar insan ve onların her biri ufak ufak değişse aslında dünya değişir. O yüzden bu fikirler dünya değiştirir.

Hayatın zorluklarını ve önümüze çıkan engelleri vurguladığımız TEDxHacettepe 2021’in teması olan labirent, sizin hayatınızda ne ifade ediyor?
Labirent bana iki şeyi ifade ediyor. İlki bir düşünce desenini, motifini ifade ediyor ve kendi motiflerimizi keşfetmeliyiz. Hangi durumlar bizi tetikliyor, bu hayatta hangi duyguların bağımlısıyız? Örneğin, neden mutsuz ilişkileri bitirmek konusunda zorlanıyoruz? O mutsuz ilişkiler hangi duygumuza hizmet ediyor ve neden? Bu sorulara cevap bulamadan mutlu olamıyoruz. İkincisi ise labirent içindeyken dışarıyı göremediğin bir şey. Dışarıyı görmek de benim çok sevdiğim bir tutum olan merakla mümkün olabilir. Her şeyi olduğu gibi varsayarsak ve mutlak olarak bu benim dersek o merak duygusu da bitiyor. O yüzden; aynı zamanda labirent, bana kafayı o labirentten çıkarıp merakla etrafı seyretmeyi de sembolize ediyor.
Peki, okuyucularımıza konuşmanıza dair birkaç ipucu verebilir misiniz?
Aslında röportajın geneli konuşma için büyük bir ipucu niteliğinde. İsteyenler metaforları takip ederek ipuçlarını ve konuşmanın içeriğiyle ilgili bilgileri bulabilirler.

Konuşmanızın dinleyenlere büyük bir ilham olacağına inanıyoruz, güzel cevaplarınız için çok teşekkür ederiz.

Sohbetimizin ardından konuşmacımızı sahnede görme isteğiyle dolup taştık! Konuşmacılarımızın TEDx sahnesindeki konuşmalarını TEDx YouTube sayfasında bulabilrisiniz

Çılgın fikirleri herkesle paylaşın!